15/4/2009 - BOR MADENİ NEDEN STRATEJİKTİR?
Özellikle uçak ve uzay sanayilerine yönelik ağırlıklı olarak ABD, Avrupa, Rusya ve Japonya’da yapılmakta olan araştırma uygulamaları dikkat çekicidir. Bu araştırmalar daha çok yapı elemanları ve yakıtlara yöneliktir. Ancak büyük bir gizlilik içinde yapılan araştırma ve uygulamalar ile ilgili bilgilere maalesef ulaşılamamaktadır. Yine de çeşitli kaynaklardan sızan bazı gelişmeleri özetlemek yararlı olacaktır.
1960’larda ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince ortaklaşa yürütülen Zip Yakıtları Projesi çerçevesinde geliştirilen yakıtlar, yaklaşık aynı tarihlerde üretilen XB-70 Valkyrie "Boron Bomber" bombardıman uçağı ve SR-71 Blackbird süpersonik stratejik bombardıman uçaklarında pentaboran ve etil boran olarak isimlendirilen bor katkılı yakıt kullanılarak uçakların hem hızları hem de uçuş mesafeleri artırılmıştır. Daha sonra geliştirilen F-117 “Stealth Fighter” Meteor (MRAAM) uçakları ve General Dynamics firması tarafından üretilen BGM -109 Tomahawk, UGM-109 Tomahawk füzelerinde de bor katkılı yakıtlar kullanılmaktadır.
Bugün ABD ordusu tarafından kullanılan ileri teknoloji ürünü savunma ve saldırı silahları ile savaş uçaklarının tamamı Zip ya da Hermes olarak adlandırılan projenin ürünüdürler. Örneğin; U-2, SR-71 Blackbird, F-117 Stealth Fighter, F-22, B-52 savaş uçaklarının tamamı Zip projesi kapsamında üretilen XB-70’in geliştirilmiş tasarımlarıdır.
Bor üzerinde yürütülen araştırmalar sadece ABD ile sınırlı değildir. Örneğin, Avrupa Uzay Ajansı da aynı zamanda bor ve borlu yakıtlar üzerine çalışma yapan bir başka kurumdur. Anılan ajans geliştirdiği üç tip borlu yakıtı Avrupa Patent Ofisine tescil ettirerek Patentini almıştır. Bugün Ariane roketlerinde kullanılan yakıtlar da borlu yakıtlardır.
Uçak ve havacılık endüstrisinde bor kullanımı giderek artan bir seyir izlemektedir. Aerodinamikteki gelişmeler, yüksek hız kanat uygulamaları, yüksek ısıya dayanımlı gövde, düşük ağırlık yüksek kapasite ve benzeri uygulamalar üzerinde yürütülen tasarım ve geliştirme çalışmaları havacılık ve uzay sanayinde kompozit malzeme kullanımını oldukça yaygınlaştırmıştır.
Havacılık sanayinde üretilen araçlarda kullanılan malzemenin büyük bir bölümü borlu kompozit malzemeler teşkil eder. Radarlarda görünmezliği sağlamak amacıyla geliştirilen Tomahawk füzeleri, F-15, F-14, B-1, U-2, SR-71 Blackbird, F-117 Stealth Fighter, F-22, B-52 savaş uçakları, Blackhawk serisi helikopterler ve Fransız Mirage uçakları ile Airbus ve Boeing Yolcu uçaklarında yapı elemanları ağırlıklı olarak bor katkılı kompozitlerden yapılmaktadır.
Öte yandan özellikle uzay sanayiinde bor kullanımının önemli boyutlarda olduğu açığa çıkan Rusya’nın geliştirdiği Rus uzay mekiğine Bor (Boron Space Shuttle) adının verilmesi dikkat çekicidir.
Bor minerallerinin kara ve deniz ulaşımında kullanılan araçlarda da (otomobil, kamyon, lokomotif, gemiler) yapı elemanlarına ilave olarak diğer yakıtlarla karşılaştırıldığında yüksek yoğunlukta enerjiye sahip olması nedeniyle yakıt olarak ta kullanımı konusunda yapılan araştırmalar olumlu sonuçlara gitmektedir.
Borun yanıcı fakat tutuşma sıcaklığının yüksek olması, yanma sonucunda kolaylıkla aktarılabilecek katı ürün vermesi ve çevreyi kirletecek emisyon açığa çıkarmaması ulaşım araçlarında bir avantaj olarak kabul edilmektedir. Hatta kıtalararası seyahat edebilecek ”Bor Aracı” tanımı da yapılmaya başlanmıştır.
RANT LORDLARI Bin Laden Bahane ,Kaynaklar Şahane” MUSTAFA ÇINKI ÜMİT OFSET
Dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan gelişmiş ülkelerin, tükenmeye yüz tutmuş maden kaynaklarının yüzde 60'ını, dünya nüfusunun geriye kalan yüzde 85'inin ise, bu kaynakların %40'ını tükettiğini ve kaynakların %60'ını tüketen azınlığın elinde bu ihtiyacı karşılayacak maden kaynağı bulunmadığını biliyor muydunuz?
Küreselleşmenin, bu eşitsizliği süreğen kılacak emperyalizmin bir türevi olarak ileri sürüldüğünden haberiniz var mı? Çokuluslu madencilik şirketlerinin yanlarında "Özel Ordular'la dolaştığını,bu yasal olmayan askeri güçleri girdikleri ülkelerde kullandıklarını biliyor muydunuz?
21. yüzyılın eşiğinde yapılan kaynaksız kalma korkusuna dayalı bilimsel çalışmaların,
bu yüzyılın ilk çeyreğinde kaynakların önemli bir bölümünün fiziken tükeneceğini ortaya koyduğunu bir yerlerde okumadınız mı?
Fakir, ancak dünyanın tüm kaynaklarını elinde tutan dünya nüfusunun %85'inin yaşadığı ülkelere karşı açılan savaşın Malthusyen bir haçlı seferi, Afganistan savaşının bir bakır savaşı, Büyük Ortadoğu Projesinin Malthusyen haçlı seferlerinin bir parçası olduğunu, 21. Yüzyılın başında bir enerji devrimi doğumu yapıldığını, 21. yüzyılın ve gelecek yüzyılların enerji kaynağının tek temin adresinin ülkemiz olduğunu ve bu yüzden ülkemizin tıpkı 19. ve 20. yüzyıllarda olduğu gibi emperyalizmin açık bir hedefi haline geldiğini, oligarşik finansör gücün İngilizce konuşan birliğinin, dünyanın geneli için mülkiyet hakkı iddia ettiğini, çokuluslu madencilik şirketlerinin, gıda ve ilaç şirketleriyle iç içe bulunduğunu, rekabet kavramının bir masal ve dünyada ticaret ve üretimin kartellerin kontrolü altında olduğundan haberiniz var mı?
Kitabımız, yukarıda kısaca saydığımız ve bunlara ilave onlarca soruya cevap veren araştırma sonuçları ve gerçekleri ortaya koymak, Türk kamuoyunu doğru bir biçimde bilgilendirerek tercihlerinin doğru noktalarda oluşmasına katkıda bulunmak, ulus ve devletimizin karşı karşıya kaldığı NEO-MALTHUSYEN tehdit ve tehlikelere işaret etmek amacıyla yazılmıştır.
Bir ibret vesikası olarak elimizde bulunması gereken kitabın özetini aktarmak istiyorum:
“Yabancı madencilik şirketlerinin faaliyette bulundukları ülkelerde yaptığı madencilik
faaliyetleri soygun ve talan esasına dayalıdır” diye başlıyor Çınkı.Ve devam ediyor:
Kıymetli Metal Madenciliğinde Yabancı Madencilik Şirketleri Nasıl Bir Yol İzliyor?
“Madenin kıymetli metal içeriğini kesinlikle saklıyorlar. Madenin deklere edilen kıymetli metal içeriği ile reel içeriği arasında madencilik yapılan ülkenin aleyhine ciddi farklılıklar bulunuyor.
Ürettikleri kıymetli metal içeren dore külçeler hiç bir zaman madencilik faaliyetinin yapıldığı ülkede rafine edilmiyor. Bundan ısrarla kaçınılıyor.
Dore külçelerdeki kıymetli metal içerikleri çok düşük gösteriliyor.
Sonuçta şirket ya zarar eder ya da başbaşa noktasında bulunur. Vergi verilmez. İstihdam en düşük seviyede ve taşeron vasıtasıyla asgari ücretle yapılır.
Kıymetli metal kaçakçılığı sıradandır”.
Yabancı madencilik şirketlerinin genel madencilik faaliyetlerindeki küresel talanı da şöyle özetlemiş Mustafa Çınkı:
“Rezerv miktarı saklanır. Tenör düşük gösterilir. İhraç fiyat reel piyasa fiyatlarının çok altındadır. İhraç edilen ülkedeki alıcı ya ana grup ya da para ve sermaye ilişkileri olan emanetçi bir şirkettir.
Faaliyet gösterilen ülkelerde madene dayalı metalürji ve rafineri tesisleri ya kapattırılır ya da alınarak kapatılır.
Sonuçta şirket ya zarar eder ya da başabaş noktasında bulunur, vergi vermez.
Faaliyet gösterilen ülkedeki benzer ve eş madenlerin ruhsatları ve işletimi kontrol altına alınır.
İstihdam en düşük seviyede ve taşeron vasıtasıyla, asgari ücretle yapılır.
Teknoloji transferi asla yapılmaz.
Aynı sektörde madencilik faaliyetinde bulunan ve tüvenan ya da konsantre maden ihracatında bulunan diğer küçük ölçekli madenlerle rekabet başlatılarak ihraç fiyatları sürekli aşağı çekilir”.
Mustafa Çınkı, yabancı madencilik şirketlerinin “yerel hukuk sistemi ve baskı gruplarını” nasıl kullandığını da şöyle özetliyor:
“Faaliyet gösterilen ülkenin orman, çevre, tabiat ve kültür varlıkları, imar, mülkiyet ve yerel yönetime ilişkin yasal düzenlemelerinin madencilik faaliyetlerini engellediği savıyla, yasal düzenlemelerin yeniden ele alınması talepleri gündeme getirilir.
Baskı grupları vasıtasıyla kendilerine uygun yasal düzenleme tasarıları hazırlatılarak bunların çıkartılması için faaliyette bulunulur.
Vergi mevzuatının madenciliği engellediği ileri sürülerek önemli vergi istisna ve muafiyetleri sağlanır.
Madencilikle ilgili vakıf ve üst düzey dernekleşmeler desteklenir. Dernek ve vakıflar yüksek maddi yardım ve reklamlarla güçlendirilir.
Daha önce ulusal şirketlerde çalışan ve yöneticilik yapan müsteşar, genel müdür ve genel müdür yardımcıları yüksek ücretle işe alınır.
Ait oldukları ulusun elçilikleri, faaliyetlerde destek olur.
Gazeteler, köşe yazarları, televizyon programlarında hukuka, çevreye saygılı oldukları maden ihracatının ve yabancı sermayenin ülke ekonomisini kurtaracağı yönünde yayınlar yapılması sağlanır”.
Yabancı madencilik şirketleri girdikleri ülkelerin maden zenginliklerini talan ederken işte böylesine sistematik ve ustaca bir yol izliyorlar.....
Sonunda bakıyorsunuz ki “yer altı zenginlikleriniz uçmuş gitmiş”.
Özellikle önceki yıllarda , Bor ları özelleştirme çabaları Yeni maden yasası ile sık sık gündeme getirilmiş olup, gelişen kamuoyu tepkisinden dolayı geçici olarak rafa kaldırılmıştır.
|