• Kategorilerim

  • Kategori yok
  • Sitene Ekle

YERALTI KAYNAKLARIMIZ VE BORUN ÖNEMİ

14/4/2008 ·

Bir devletin ayakta kalabilmesi için yeraltı maden kaynaklarının önemine dikkat çeken araştırmacı–yazar M. Mustafa Çınkı, “Sadece Bor’a değil, tüm yeraltı kaynaklarımıza sahip çıkmak artık milli güvenlik meselesi halini almıştır” diyor

Türkiye’de bir Bor tartışması yaşanıyor. Bazıları Bor’un o kadar büyütülmemesi gerektiğini söylüyorlar. Çok önemli olduğunu söyleyenler var. Bor, Türkiye için önemli bir maden mi?

Mustafa Çınkı – Sadece Bor değil, bütün madenler, her devlet için çok büyük önem taşır.

Sanayinin temel girdisi yeraltı kaynaklarıdır. Yeraltı kaynakları bir devletin gücünün de temel

göstergelerinden bir tanesidir. Eğer yer altı kaynaklarınızı sanayinizde kullanıyorsanız bu kaynaklar o ülke ve o ülkenin ulusu için çok ciddi önem taşır. Çünkü ondan çok ciddi katma değer meydana getirirsiniz. Ama, sanayide kullanmıyor, yerin altından çıkartıp yabancılara hammadde kaynağı olarak gönderiyorsanız, yer altı kaynaklarınızın hiç bir önemi yok demektir.

BOR’UN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ

Yüksek teknoloji pazarı yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık bir paya sahiptir. Bu pazarın hammadde altyapısı, madenler, petrol rafine ürünleri ve malzeme mühendisliği olmak üzere toplam 40 milyar dolarlık bir büyüklüğe sahiptir. Malzeme mühendisliği dediğiniz zaman yüksek teknoloji ürünlerinin hepsinin içine Bor girer. Bunun 2 milyar dolarlık bölümünü hammadde alt tabanı olarak kabul edecek olursak ve bundan 1,5 trilyon dolarlık bir katmadeğer yaratıldığını düşünürsek, Bor’un önemsiz olduğunu söylemek akıl kârı değildir. Onun için “Bor önemsizdir” yaklaşımının arkasındaki düşünceyi iyi okumak lazımdır.

Türkiye’deki Bor rezervlerinin miktarı biliniyor mu?

Çınkı – İngiltere’de, endüstriyel hammadde tröstü Rio Tinto ile yakın ilişkileri olan Boron İnternational Ltd.’in verileri var. Bu şirketin raporlarında ABD’de 100 milyon tonun üzerinde

Bor cevheri gözükürken, yine ABD’de Bor yataklarını işleten Rio Tinto’nun 2002 yılı faaliyet raporlarında 30 milyon ton gibi bir rakamla karşı karşıya kalıyoruz. Geçen sene Kütahya’da bir yabancı profesöre rastladım. Akademik ilişkilerini kullanarak Türkiye’de Bor çıkan yerlerde araştırma yapmaya gelmişti. Ondan öğrendik ki geçen sene Mart ayında, yurtdışındaki muhtelif üniversitelerden, yaklaşık 60 civarında profesör, özellikle Batı Anadolu’muzdaki maden varlığını ve jeolojik yapıyı incelemek üzere gelmişler. Onlar, “Neden Gediz’in batısında daha çok bulunuyor?” yaklaşımında bulunuyorlar. Demek ki Gediz’in doğusunda da var. Gediz grabelinin batısı için söylenen rakamlar 2,5–5 milyar ton arasında değişiyor.

Dünya rezervlerinin % 60–70’i Türkiye’de deniliyor. Doğru mu?

Çınkı– Bence onun çok çok daha ötesinde. % 90’ın da üzerinde olabilir.

BUSH BOŞUNA KONUŞMADI ...

ABD’nin Bor rezervinin 30 milyon ton olduğunu söylediniz. Bu rezerv ne zaman biter?

Çınkı– Deklere ettiklerine göre 10 yıl sonra biter. Stratejik olarak ayırdıkları bir rezerv yoksa 10 yıl içinde biter.

ABD’de, alternatif enerji kaynaklarına büyük bir yönelme var. Kendi rezervleri madem ki

tükenmeye bu kadar yakın, niye Bor üzerinde yatırım yapıyorlar?

Çınkı– Amerika, bir hegemon güç. Eğer kendisinde yoksa mesele değil. Amerika’da petrol de yok. Ama, Amerika petrol tüketmekten geri kalmıyor. 1970’li yıllardan beri ABD’de, alternatif enerji kaynakları konusunda birçok üniversite, araştırma gurubu çalışıyor. Bunlardan bir tanesi de Millenium Cell. Kendisine enerji kaynağı olarak Bor ve Bor’un hidrojen taşıyıcı özelliğini seçmiş. Millenium Cell’in arkasında çok ciddi anlamda otomobil sektörü var. Otomobil üreticilerinin lideri Daimler Chrysler, Rio Tinto’nun alt şirketi U.S. Borax, aynı zamanda Mullenium Cell’in stratejik ortağıdır. Bu tür teknolojilerin yakın bir gelecekte hayata geçirileceği noktasında kuvvetli bir emare teşkil eden nokta, Daimler Chrysler’in yaklaşık 10’a yakın otomotiv firmasını stratejik ortak olarak belirlemesidir. 

İhtiyaç duyulduğu zaman hidrojen üreten bir sistemle Bor’dan hidrojen üreterek bugüne kadar beş arabada denediler. Çok olumlu sonuç aldılar. Önümüzdeki Ağustos’ta aynı sistemle çalışan bir vapur tanıtıma girecek. Geçtiğimiz Temmuz ayında zırhlı personel taşıyıcılarda, tanklarda, lojistik ikmal sağlayan araçlarda kullanılmak üzere teknoloji satın aldılar.

Bor ile çalışan otomobil var mı?

Çınkı – Var.

Bu sistem otomobil sektöründe tam manasıyla ne zaman devreye girer?

Çınkı – Bunu bir devrim olarak değerlendirmek lazım. Sanayi devrimi birdenbire oluşmadı. Yine, atomun gücü keşfedildikten sonra hemen nükleer santraller kurulmadı. Sanıyorum bir geçiş dönemi olacak. Önümüzdeki beş yıl içerisinde sektörün kapasitesinin 400–500 milyar dolarlara ulaşacağına dair bilim adamlarının ifadeleri var.

Enerji sektöründe, yeni santrallerde kullanılması söz konusu mu?

Çınkı– Başkan Bush’un, 6 Şubat’taki açıklamasına bakılacak olursa önümüzdeki 15 yıl içerisinde

hava kirliliği yaratan elektrik üretiminden vazgeçilecek. 1997 yılında Florida Üniversitesinden üç Fizik bilim adamının Bilim Dergisinde yayınlamış olduğu bir makale var. Yedi yıl içerisinde Bor füzyon santrallerinin hayata geçirilebileceği ifade ediliyordu. Sene 2003. Sanıyorum önemli bir takım adımlar atılmış olacak ki ABD Başkanı bu kadar cüretkâr bir açıklamada bulunuyor.

TÜRK MİLLETİ BİLMESİN İSTENİYOR

Bir enerji devrimi ile karşı karşıyayız. Ama bizdeki Bor rezervlerinin önemsiz olduğunu söyleyen bilim adamları var. Öyle bir tablo çizdiniz ki bu gerçekleşirse Türkiye, dünyanın bir numaralı ülkesi olacak. Peki, Bor’u neden bu kadar değersiz göstermeye çalışıyorlar?

Çınkı– Bor iyi bir hidrojen taşıyıcı. Dünyanın en zengin Bor rezervleri de bizde. Demek ki

dünyanın en fazla hidrojen taşıma kapasitesine sahip ülkesi Türkiye’dir. Onun için

“Bor önemsizdir” diyenler, bu ülkenin iç dinamiklerinin sesini dile getirmiyorlar. Türk ulusu

bunu bilmesin, elindeki bu kaynaklardan haberdar olmasın, istiyorlar.

Bor’u hammadde olarak satmakla, ürüne dönüştürmek arasında bir mukayese yapılırsa nasıl bir rakam ortaya çıkar?

Çınkı– İleri kullanımlarda rakamlar inanılmaz boyutlara çıkıyor. Örneğin 270 dolara sattığınız

bir ton Kolemanit’i, element hale getirirseniz kilogramı 3–4 bin dolarlar gibi rakamlar ortaya

çıkıyor. Buradan çıkan sonuç şu: Biz sahip olduğumuz kaynakları yabancı endüstrilerin çıkarına mı teslim edeceğiz, yoksa onu kendi endüstrimizin eline mi teslim edeceğiz? Türkiye bir tercihte yol ayrımının ucunda.

Bor, başlı başına bu endüstri devrimini sağlayacak bir imkan öyle mi?

Çınkı– Biz, çağdaşlaşmayı genelde Batı kültürünün ürettiği davranışları benimseme olarak

algılıyoruz. Ama bu ülkeyi kuranların ifade ettiği çağdaşlaşma sanayileşme ile eşdeğerdir. Bor,

bir fırsattır. Bu fırsatı yakalarsa Türkiye yeni ufuklar açar.


ÜLKEMİZE YÖNELEN TEHDİT



Şu anda Bor madenlerini almaya çalışan yabancı şirketler var mı?

Çınkı– Var. Bu bağlamda Rio Tinto, Türkiye’deki Bor yataklarından vaz geçmez, geçmesi de

mümkün değildir. Avrupa, Amerika sanayisi, Türkiye’deki Bor yataklarını kendi sanayisine

hizmet etmek üzere konuşlandırmak arzusundan asla vazgeçmez. Amerika’da bir kişi yılda

1800 ton maden tüketiyor. Bizde bu rakam 100 ton. Amerika’nın bu ihtiyacı tedarik etmek için her yolu denediğini bilmeyen yok. O zaman Bor’a sahip çıkmak hususunda bir milli güvenlik politikası gerekiyor.

Çınkı– Sadece Bor’a değil, tüm yeraltı kaynaklarımıza sahip çıkmak artık ulusal güvenlik meselesi halini almıştır. Bir devletin yaşayabilmesi için en somut kaynaklar madenlerdir. Yeraltı kaynağınız varsa, o kaynağı ileri ürün haline dönüştürüyorsanız sizin bir kıymet–i harbiyeniz vardır. Sanayileşmiş devletler Osmanlı topraklarına demiryolu yapıyor diye birtakım imtiyazlarla geldiler. Bunlardan biri de Chaster idi. Chaster, Diyarbakır’dan Kerkük–Musul’a–Süleymaniye’ye

uzanan 2 bin km’lik hat boyunca bir demiryolu ağının sağında ve solunda toplam 40 km’lik alandaki yeraltı kaynaklarının 99 yıllığına işletim hakkını istedi. Bu epeyce tartışıldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında hükümet bunu imzaladı ama Atatürk yırtıp çöpe attı. Chaster projesi bugün özellikle

Anglo–Amerikan ortaklıklar tarafından titizlikle takip edilen bir projedir.

Galiba bu husus olayı özetliyor…

Çınkı– Evet! Osmanlıyı yıkan petroldü. Yeraltı kaynaklarıydı. Bugün Türkiye’ye yönelen tehdit de bu...

 

Kaynak : yenimesaj.com.tr

 

BOR MADENİ NEDEN STRATEJİKTİR?

Özellikle uçak ve uzay sanayilerine yönelik ağırlıklı olarak ABD, Avrupa, Rusya ve Japonya’da yapılmakta olan araştırma uygulamaları dikkat çekicidir. Bu araştırmalar daha çok yapı elemanları ve yakıtlara yöneliktir. Ancak büyük bir gizlilik içinde yapılan araştırma ve uygulamalar ile ilgili bilgilere maalesef ulaşılamamaktadır. Yine de çeşitli kaynaklardan sızan bazı gelişmeleri özetlemek yararlı olacaktır.

 

      1960’larda ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince ortaklaşa yürütülen Zip Yakıtları Projesi çerçevesinde geliştirilen yakıtlar, yaklaşık aynı tarihlerde üretilen XB-70 Valkyrie "Boron Bomber" bombardıman uçağı ve SR-71 Blackbird süpersonik stratejik bombardıman uçaklarında pentaboran ve etil boran olarak isimlendirilen bor katkılı yakıt kullanılarak uçakların hem hızları hem de uçuş mesafeleri artırılmıştır. Daha sonra geliştirilen F-117 “Stealth Fighter” Meteor (MRAAM) uçakları ve General Dynamics firması tarafından üretilen BGM -109 Tomahawk, UGM-109 Tomahawk füzelerinde de bor katkılı yakıtlar kullanılmaktadır.

 

      Bugün ABD ordusu tarafından kullanılan ileri teknoloji ürünü savunma ve saldırı silahları ile savaş uçaklarının tamamı Zip ya da Hermes olarak adlandırılan projenin ürünüdürler. Örneğin; U-2, SR-71 Blackbird, F-117 Stealth Fighter, F-22, B-52 savaş uçaklarının tamamı Zip projesi kapsamında üretilen XB-70’in geliştirilmiş tasarımlarıdır.

 

      Bor üzerinde yürütülen araştırmalar sadece ABD ile sınırlı değildir. Örneğin, Avrupa Uzay Ajansı da aynı zamanda bor ve borlu yakıtlar üzerine çalışma yapan bir başka kurumdur. Anılan ajans geliştirdiği üç tip borlu yakıtı  Avrupa Patent Ofisine tescil ettirerek Patentini almıştır. Bugün Ariane roketlerinde kullanılan yakıtlar da borlu yakıtlardır.

 

     Uçak ve havacılık endüstrisinde bor kullanımı giderek artan bir seyir izlemektedir. Aerodinamikteki gelişmeler, yüksek hız kanat uygulamaları, yüksek ısıya dayanımlı gövde, düşük ağırlık yüksek kapasite ve benzeri uygulamalar üzerinde yürütülen tasarım ve geliştirme çalışmaları havacılık ve uzay sanayinde kompozit malzeme kullanımını oldukça yaygınlaştırmıştır. Havacılık sanayinde üretilen araçlarda kullanılan malzemenin büyük bir bölümü borlu kompozit malzemeler teşkil eder. Radarlarda görünmezliği sağlamak amacıyla geliştirilen Tomahawk füzeleri, F-15, F-14, B-1, U-2, SR-71 Blackbird, F-117 Stealth Fighter, F-22, B-52 savaş uçakları, Blackhawk serisi helikopterler ve Fransız Mirage uçakları ile Airbus ve Boeing Yolcu uçaklarında yapı elemanları ağırlıklı olarak bor katkılı kompozitlerden yapılmaktadır.

 

     Öte yandan özellikle uzay sanayiinde bor kullanımının önemli boyutlarda olduğu açığa çıkan Rusya’nın geliştirdiği Rus uzay mekiğine Bor (Boron Space Shuttle) adının verilmesi dikkat çekicidir.

 

      Bor minerallerinin kara ve deniz ulaşımında kullanılan araçlarda da (otomobil, kamyon, lokomotif, gemiler) yapı elemanlarına ilave olarak diğer yakıtlarla karşılaştırıldığında yüksek yoğunlukta enerjiye sahip olması nedeniyle yakıt olarak ta kullanımı konusunda yapılan araştırmalar olumlu sonuçlara gitmektedir.

 

      Borun yanıcı fakat tutuşma sıcaklığının yüksek olması, yanma sonucunda kolaylıkla aktarılabilecek katı ürün vermesi ve çevreyi kirletecek emisyon açığa çıkarmaması ulaşım araçlarında bir avantaj olarak kabul edilmektedir. Hatta kıtalararası seyahat edebilecek ”Bor Aracı” tanımı da yapılmaya başlanmıştır.

 

 

 

  RANT LORDLARI Bin Laden Bahane ,Kaynaklar Şahane”


MUSTAFA ÇINKI
ÜMİT OFSET

 Dünya nüfusunun yüzde 15'ini oluşturan gelişmiş ülkelerin, tükenmeye yüz tutmuş maden kaynaklarının yüzde 60'ını, dünya nüfusunun geriye kalan yüzde 85'inin ise, bu kaynakların %40'ını tükettiğini ve kaynakların %60'ını tüketen azınlığın elinde bu ihtiyacı karşılayacak maden kaynağı bulunmadığını biliyor muydunuz?

 

Küreselleşmenin, bu eşitsizliği süreğen kılacak emperyalizmin bir türevi olarak ileri

sürüldüğünden haberiniz var mı? Çokuluslu madencilik şirketlerinin yanlarında "Özel Ordular'la dolaştığını,bu yasal olmayan askeri güçleri girdikleri ülkelerde kullandıklarını biliyor muydunuz?

 

21. yüzyılın eşiğinde yapılan kaynaksız kalma korkusuna dayalı bilimsel çalışmaların,

bu yüzyılın ilk çeyreğinde kaynakların önemli bir bölümünün fiziken tükeneceğini ortaya

koyduğunu bir yerlerde okumadınız mı?

 

Fakir, ancak dünyanın tüm kaynaklarını elinde tutan dünya nüfusunun %85'inin yaşadığı ülkelere karşı açılan savaşın Malthusyen bir haçlı seferi, Afganistan savaşının bir bakır savaşı, Büyük Ortadoğu Projesinin Malthusyen haçlı seferlerinin bir parçası olduğunu, 21. Yüzyılın başında bir enerji devrimi doğumu yapıldığını, 21. yüzyılın ve gelecek yüzyılların enerji kaynağının tek temin adresinin ülkemiz olduğunu ve bu yüzden ülkemizin tıpkı 19. ve 20. yüzyıllarda olduğu gibi emperyalizmin açık bir hedefi haline geldiğini, oligarşik finansör gücün İngilizce konuşan birliğinin, dünyanın geneli için mülkiyet hakkı iddia ettiğini, çokuluslu madencilik şirketlerinin, gıda ve ilaç şirketleriyle iç içe bulunduğunu, rekabet kavramının bir masal ve dünyada ticaret ve üretimin kartellerin kontrolü altında olduğundan haberiniz var mı?


Kitabımız, yukarıda kısaca saydığımız ve bunlara ilave onlarca soruya cevap veren araştırma sonuçları ve gerçekleri ortaya koymak, Türk kamuoyunu doğru bir biçimde bilgilendirerek tercihlerinin doğru noktalarda oluşmasına katkıda bulunmak, ulus ve devletimizin karşı karşıya kaldığı NEO-MALTHUSYEN tehdit ve tehlikelere işaret etmek amacıyla yazılmıştır.


 Bir ibret vesikası olarak elimizde bulunması gereken  kitabın özetini

sizlere  aktarmak istiyorum:

“Yabancı madencilik şirketlerinin faaliyette bulundukları ülkelerde yaptığı madencilik

faaliyetleri soygun ve talan esasına dayalıdır” diye başlıyor Çınkı.

Ve devam ediyor:

Kıymetli Metal Madenciliğinde Yabancı Madencilik Şirketleri Nasıl Bir Yol İzliyor?

“Madenin kıymetli metal içeriğini kesinlikle saklıyorlar. Madenin deklere edilen kıymetli metal içeriği ile reel içeriği arasında madencilik yapılan ülkenin aleyhine ciddi farklılıklar bulunuyor.

Ürettikleri kıymetli metal içeren dore külçeler hiç bir zaman madencilik faaliyetinin yapıldığı

ülkede rafine edilmiyor. Bundan ısrarla kaçınılıyor.

Dore külçelerdeki kıymetli metal içerikleri çok düşük gösteriliyor.

Sonuçta şirket ya zarar eder ya da başbaşa noktasında bulunur. Vergi verilmez. İstihdam en düşük seviyede ve taşeron vasıtasıyla asgari ücretle yapılır.

Kıymetli metal kaçakçılığı sıradandır”.

Yabancı madencilik şirketlerinin genel madencilik faaliyetlerindeki küresel talanı da şöyle özetlemiş Mustafa Çınkı:

“Rezerv miktarı saklanır. Tenör düşük gösterilir. İhraç fiyat reel piyasa fiyatlarının çok altındadır. İhraç edilen ülkedeki alıcı ya ana grup ya da para ve sermaye ilişkileri olan emanetçi bir şirkettir.

Faaliyet gösterilen ülkelerde madene dayalı metalürji ve rafineri tesisleri ya kapattırılır ya da alınarak kapatılır.

Sonuçta şirket ya zarar eder ya da başabaş noktasında bulunur, vergi vermez.

Faaliyet gösterilen ülkedeki benzer ve eş madenlerin ruhsatları ve işletimi kontrol altına alınır.

İstihdam en düşük seviyede ve taşeron vasıtasıyla, asgari ücretle yapılır.

Teknoloji transferi asla yapılmaz.

Aynı sektörde madencilik faaliyetinde bulunan ve tüvenan ya da konsantre maden ihracatında bulunan diğer küçük ölçekli madenlerle rekabet başlatılarak ihraç fiyatları sürekli aşağı çekilir”.

Mustafa Çınkı, yabancı madencilik şirketlerinin “yerel hukuk sistemi ve baskı gruplarını” nasıl kullandığını da şöyle özetliyor:

“Faaliyet gösterilen ülkenin orman, çevre, tabiat ve kültür varlıkları, imar, mülkiyet ve yerel yönetime ilişkin yasal düzenlemelerinin madencilik faaliyetlerini engellediği savıyla, yasal düzenlemelerin yeniden ele alınması talepleri gündeme getirilir.

Baskı grupları vasıtasıyla kendilerine uygun yasal düzenleme tasarıları hazırlatılarak bunların çıkartılması için faaliyette bulunulur.

Vergi mevzuatının madenciliği engellediği ileri sürülerek önemli vergi istisna ve muafiyetleri sağlanır.

Madencilikle ilgili vakıf ve üst düzey dernekleşmeler desteklenir. Dernek ve vakıflar yüksek maddi yardım ve reklamlarla güçlendirilir.

Daha önce ulusal şirketlerde çalışan ve yöneticilik yapan müsteşar, genel müdür ve genel müdür yardımcıları yüksek ücretle işe alınır.

Ait oldukları ulusun elçilikleri, faaliyetlerde destek olur.

Gazeteler, köşe yazarları, televizyon programlarında hukuka, çevreye saygılı oldukları maden ihracatının ve yabancı sermayenin ülke ekonomisini kurtaracağı yönünde yayınlar yapılması sağlanır”.

Yabancı madencilik şirketleri girdikleri ülkelerin maden zenginliklerini talan ederken işte böylesine sistematik ve ustaca bir yol izliyorlar.

Sonunda bakıyorsunuz ki “yer altı zenginlikleriniz uçmuş gitmiş”.

Özellikle şu günlerde, Yeni maden yasası sık sık gündeme getirilmiş olup, gelişen kamuoyu tepkisinden dolayı  geçici olarak rafa kaldırılmıştır.

*************************************************************

Türkiye Bor kaynaklarında dünyada birinci durumdadır. Dünya toplam rezervinin 72%’si Türkiye’de bulunmaktadır.

 

Türkiyenin dışındaki Bor üretilen ülkelerde Bor rezervlerinin tükenmesi tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu sebeple ABD, kalan Bor madenlerinin bir kısmını ’stratejik rezerv’ ilan ederek çıkarılmasını durdurmuştur. Türkiye’deki Bor madenlerinin kalitesi Diğer üretici ülkelerinden çok yüksektir.

Dünya Bor rezervlerinin kalan kısmı Rusya, Çin, Şili, Bolivya, Peru, Arjantin de bulunmaktadır.

Isıya ve sürtünmeye karşı karşı direncinin çok yüksek olması nedeniyle (erime derecesi 2300c kaynama 2550c ) Piyade tüfeği, tabanca, top, tank üretiminde, zırhlı personel taşıyıcıların zırhlarını güçlendirici plakalarda Bor kimyasalları kullanılmaktadır.

Borla güçlendirilmiş cam malzemelerin iletken olmayan ve düşük dielektrik özelliği onları radara karşı görünmez kıldığı için askeri teçhizat yapımında önemlidir. ABD ordusu tarafından kullanılan gizli teknoloji ürünü Stealth Fighter (hayalet uçaklar) ve donanımlarının imalinde de Bor ve rafine Bor ürünlerinin kullanıldığı Bor karbid ve fiber camın bir bileşimi 30 kalibre kurşunu durduracak şekilde geliştirilmiş olup, AH-10 Kobra helikopterlerinin koltuklarında kullanılmaktadır.

BNCT (Boron Neutron Capture Therapy) kanser tedavisinde kullanılmaktadır. Özellikle beyin kanserinin tedavisinde hasta hücrelerin seçilerek imha edilmesine yaraması ve sağlıklı hücrelere zararının minimum düzeyde olması nedeniyle tercih sebebi olabilmektedir’.


Japon bilim adamlarınca, 2001 yılı Şubat ayında, magnezyum diboridin geleceğin süper iletkeni olabileceği keşfedilmiştir. Süper iletkenlik, sıcaklığın belli bir noktanın altına düşürülmesiyle (kritik sıcaklığın altına) her türlü elektriksel direncin kaybolması durumudur.

Nükleer reaktörlerde radyoaktif malzemenin fisyonu sonucunda ısı, alfa ve beta parçacıkları, gama ışınları ve nötronlar açığa çıkar.

Nötronlara kalkan olarak kullanılan en önemli malzemeler,Bor bileşikleri, özellikle de boraks binlerce yıldan beri kullanılmaktadır.
Babillerin Bor’u kıymetli eşyaların ergitilmesinde, Mısırlıların mumyalamada, Eski Yunanlıların ve Romalıların temizlikte, Mısırlıların, Mezopotamya uygarlılarının ve Arapların bazı hastalıkların tedavisinde Bor’dan yararlandığı bilinmektedir.


Hafifliği, gerilmeye olan direnci ve kimyasal etkilere dayanıklılığı sebebiyle; plastiklerde, sanayi elyafı üretiminde, lastik ve kağıt endüstrisinde, tarımda, nükleer enerji santrallerinde, roket yakıtlarında da kullanılmaktadır.


Camın ısıyla genleşmesini önemli ölçüde indirgediği, camı asite ve çizilmeye karşı koruduğu, titreşim, yüksek ısı ve ısı şoklarına karşı dayanıklılığı sağladığı için ısıya dayanıklı cam gereçleri ve elektronik ve uzay araştırmalarında kullanılacak üstün nitelikli camların üretiminde de önemli yeri vardır.

 

 


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »